
Yaygara koparanlara,
İftirayı hakikatin önüne sürenlere,
Gece ansızın kapılara dayananlara,
Garibanı derdest edip onurunu çiğneyenlere,
Mazlumun ahını hiçe sayanlara,
Makamı güç sanıp insanı küçümseyenlere,
Polisi, dekanı, memuru emrinde bir araç görenlere,
Hastayı, öğrenciyi aşağılayanlara,
Sahipsiz vatandaşı ters kelepçeyle yere yatıranlara,
Zayıfı susturup, canını alıp, cesedini dahi ailesine vermeyenlere…
Unutmayın…
Hesap günü gelmeden önce de ölüm vardır.
Kapısını çalmadığı hiçbir saray,
Girmediği hiçbir makam,
Eğmediği hiçbir kibir yoktur.
Toprak, sultanla dilenciyi aynı sessizlikte ağırlar.
Kefenin cebi yoktur.
Mezara ne unvan iner,
Ne alkış,
Ne de korkuyla kurulmuş saltanat.
Yerde de gökte de,
Zerre ağırlığınca bir iyilik de, bir kötülük de kaybolmaz.
Hatta zerreden daha küçük,
Yahut dağlardan daha büyük olsun;
Hiçbir şey Rabbinden gizli değildir.
Güneş de bir gün sönecek,
Dağlar da yorulacak,
Denizler susacak.
Ömür başlayacak ve bitecek;
Güzellik, avuçtaki kar gibi eriyip gidecek.
Zaman…
Üç beş yıldızın kuyruğunda salınan ince bir sır.
Bir nefes kadar kısa,
Bir pişmanlık kadar uzun.
An düşüp hareket sustuğunda,
Kalbin en tenha doruğunda,
Hevesler donar zamanın yüzünde.
Alınır nefesler;
Bir daha geri verilmez.
İnsan, kendinden kaçtığını sanır;
Oysa attığı her adım,
Kendi hesabına yaklaşmaktakdır.
Ben gelmeden önce yazılmış adım,
Ben gitmeden eksilecek ömrüm.
Hatıralarım zamanın dar boğazında sıkışmış,
Sesim fezanın hangi boşluğunda yankılanır bilmem.
Yokun varında,
Varın yokluğunda,
Bir tek hakikat kalır ayakta:
Her nefis ölümü tadacaktır.⌛🪦⚰️
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ
Ve herkes,
Kimseye haksızlık edilmeyecek olan o günde,
Yaptığıyla yüz yüze kalacaktır.
Yazan: Mücahit Durukan

Yorum bırakın