Fotoğraf: Betül Efe

Günümüz insanının göğsüne çöken o sessiz ağırlık çoğunlukla kaçırılmış trenlerden değil, başkalarının kurduğu saatlere göre yaşamaya çalışmaktan doğan yorgunluktur. Çevremizdeki vitrinlere, yaş sınırlarına ve dünyevi kıstaslara baktıkça bir yerlere hep geç kalmışız gibi hissederiz. Oysa Müslümanca bir bakışla değerlendirildiğinde, yalnızca hırsla tüketilecek niceliksel bir ölçü değil, ilahi takdirin, tecelli eden bir kaderin sahnesidir. İman etmiş bir gönül bilir ki bu kâinat rastgele bir yarış pisti değil, her insan için Rabbinin hikmetle çizdiği hususi bir yoldur.

Saadettin Ökten hocamızın dile getirdiği o köklü medeniyet tasavvurumuz, zamanı tüketilmesi gereken bir kaynak ya da kazanılması gereken bir yarış olarak değil, idrak edilmesi gereken bir vakit olarak görür. İslam anlayışında insanın temel vazifesi, kul olarak gayret etmek ve niyetini samimi tutmaktır; neticeleri takdir etmek ve zamanı tayin etmek ise Yüce Yaratan’a aittir.

Bizler gelecek kaygısı ya da geçmişe dair keşkelerle kendimizi hırpaladığımızda aslında tevekkülle olan bağımızı zayıflatmış oluruz. Hakiki sükûnet, insanın kendi kulvarında Rabbine güvenerek ve anın hakkını vererek yürümesiyle elde edilir.

İşte tam bu zihin karmaşasının ve nefsin telaşının ortasında, hakikat içimize fısıldar:

“Her nasip bir vakte bağlıdır; acele eden yalnızca gönlünü yorar.”

Bizim medeniyetimizde sabır, çaresizce beklemek değil; Allah’ın zamanlamasına, yani El-Hakîm isminin tecellisine duyulan derin bir güvendir. Ne kadar hızlı koşarsak koşalım, Rabbimizin bizim için takdir ettiği vakit gelmeden hiçbir tohum toprağı delmez, hiçbir meyve olgunlaşmaz. Vaktinden önce davranmak nasibi öne çekmez; sadece kulun içindeki huzuru yok eder, gönlünü yorar. Acele etmek, takdire rıza göstermemenin gizli bir tezahürüdür.

Başkalarının çizdiği takvimleri, dünyevi hırsları ve sahte başarı tanımlarını bir kenara bıraktığımızda anlarız ki kimse bir başkasına kıyasla ‘geç’ ya da ‘erken’ kalmış değildir. Hayat, başkalarının vardığı duraklara yetişme telaşı değil; kendi imtihanından geçme ve şahsiyetini olgunlaştırma yolculuğudur.

Gönlün telaşını dindirip tevekkülün ferahlığına çekilmek gerekir. Kendi nasibine, gayretine ve Rabbine güvenerek yoluna devam eden bir insan için geç kalınmış hiçbir an yoktur. Vakti geldiğinde dualar tecelli eder, kapılar açılır. Mühim olan o vakit gelene kadar gönlünü heder etmeden samimiyetle yürümektir.

“İnsan, şerri de hayrı istediği gibi ister. İnsan pek acelecidir!”

İsrâ Suresi, 11. Ayet

#Hâmuş#


ZAMERAİS sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Biz Zamerais

Zamerais blog web sitemize hoş geldiniz!

Hadi Bağlantıya Geçelim!