Kendi duygu dünyamda farkına vardığım korkunç bir yanılsamayı sizlere yazıyorum. Çünkü yazmak, bazen bu hâli daha kolay anlamamı ve daha somut çözümler bulmamı sağlıyor. Peki, bahsettiğim ve anlamlandırmaya çalıştığım bu yanılsama ne? Beklentilerim… Şöyle ki; bazen zihnimde hayata, kariyere, insan ilişkilerine, paraya ve aileye dair beklentiler taşıdığımı fark ediyorum. Bu beklentiler mevcut durumumun altındaysa şükür hisleriyle doluyorum ve bana verilen nimetlerin kıymetini kanıksıyorum. Aksi söz konusuysa, yani beklentilerim mevcut hâlimin çok daha üzerindeyse, o zaman verilen nimetleri göremiyor; sahip olduklarımın ve elimde olanların kıymetini bilemiyorum. Haliyle çok farklı duygu durumlarına sürükleniyorum. Beklenti; kendi değer yargılarımdan, kendi ihtiyaçlarımdan ve kendi potansiyelimden geliyorsa amenna, bu bir nebze kabul edilebilir bir şey. Ancak insan zihni ve kalbinin kıyasa meyilli olması nedeniyle bazen bu beklentileri “ötekilerin” standartlarına göre oluşturuyoruz. Bu zaaf nedeniyle insanlık, Taha Suresi 131. ayet ile uyarılıyor: “Onlardan bazılarına verdiğimiz dünya hayatının süslerine gözünü dikme…” Yine dillere pelesenk olan “Kıyas nimeti yok eder, şükür ziyadeleştirir” nasihati sadece bu yaraya ithaf edilmiştir. Peki, bir başkasının beklentilerini giymek neden bu kadar tehlikeli?

İlk olarak bu hâl bizi ömür boyu mutsuzluğa sürükleyecektir. Yani benim için önemli olmayan, aslında çok da bir anlam ifade etmeyen meseleler; sırf ailem istiyor diye, arkadaşlarımda var diye veya sosyal medyada görüyorum diye zihnime sanki bana ait beklentilermiş gibi yerleştiyse; hiç bana ait olmayan ölçülerle sahip olduklarımı tartıyorsam, bu hikâyedeki mutlu son bana ait olmayacaktır. Ellerimde tuttuğum altın kafes herkesin takdirini kazansa bile benim avuçlarımı yakacak; yüreğimi o kafesten kurtarmaya çalışırken aklımdan geçen, bu zindan için gösterdiğim insanüstü çabalar olacaktır.

Kendimi tanımadan, gerçek istek ve heveslerimi bilmeden, önüme en çok düşen
beklentileri sahiplenerek, ömür boyu kendimi mutlu etmeyecek hatta belki bana iyi de
gelmeyecek isteklerin peşinde koşuyorsam; bu koşturmacada bana iyi gelecekleri, bana
gerçekten ait olanları, asıl “başüstü” olan halleri sırf sahte beklentilerim için ayaklarımın
altında eziyorsam… O zaman ben varlık iddiasında bulunabilir miyim? “Ben varım ve
buradayım.” diyebilir miyim? Geriye baktığımda kendi ayak izlerimi bulabilir miyim?
Aynaya bakınca gözlerimde ve yüzümde karakterimin izlerine rastlayabilir miyim? Renkler gerçek midir, yoksa o, bu ve şunun filtreleriyle mi gözlerime ulaşırlar?

“Of, çok düşünüyorsun; sadece yaşa gitsin ve bitsin,” diyemiyorum. Çünkü tam olarak “YAŞAMAK” istiyorum. Ben gibi yaşamak… Benim duyularımla hissetmek istiyorum yaşamı. Benim dışımda hiçbir Âdemoğlu ve Havva kızının burnunu bir şekilde yaşamıma sokmasını istemiyorum. Sanırım benim takıntım ve kaygım bu: “Kendimce yaşayamamak.” Üzerimdeki bu hâl ifrat. Gerek yok bu kadar abartmaya, didik didik her anı ve her fikri tartmaya. Muhtemelen hayatımdan çalınan yıllar beni bu noktaya getiriyor. Geride kalan zaman o kadar değerli ki harcarken bir çeşit anksiyete taşıyorum.

Velhasıl; bir durum veya bir şahıs sizi mutsuz ediyorsa ve “Ben böyle olmasını beklemiyordum,” diyorsanız; sakinleşin, soluklanın ve bu beklentinin gerçekten size ait olup olmadığını kontrol edin. Sonra harekete geçin. Gerçek potansiyelimizden, gerçek ihtiyaçlarımızdan ve gerçek heveslerimizden bihabersek bu aşama bizi çok zorlayacaktır. Bu nedenle zaman zaman kendinize sorular sorun. Örneğin: “Benim için huzur ne kadar önemli?” Sonra bu soruyu ayrıntılara indirerek tekrar sorun: “Huzur; paradan, haklı olmaktan, gösterişten, başarmaktan ve ait olmaktan daha önemli mi?” Tüm önceliklerinizi diğerleriyle karşılaştırarak sıralayın. Mesela sizi en mutlu eden anlara odaklanın; o anlarda hangi hislerle doluydunuz ve onlara sahip olmak için ne gerekir? Bu sayede önceliklerinizi ve hayata dair gerçek beklentilerinizi keşfedin, keşfedelim.


Zor, çok zor…

Ama bu nedenle yaratıldık: Varlık sahnesine çıkmak, üzerimizde taşıdığımız kutsal isimlerle yaşamı deneyimlemek ve kendi penceremizden Yaratıcı’yı temaşa etmek için…

Yoksa neden bir şeyi her şey ve her şeyi bir şey yapma kudreti, türlü türlü vesilelerle nazarlarımıza sunulsun?

“Ben bu kudreti göremiyorum,” diyorsanız şayet, en yakınınızdaki insanın gözlerine bakın. Bu organın anatomisi ve işleyişi hepimizde birebir aynı olsa da irisin yapısı her birimizde tek ve biriciktir. Benim inancım o ki; gözün gördükleri de tek ve biricik olmalıdır.
Aynı manzaraya bakan bambaşka zihinler, bambaşka ruhlar, bambaşka anlayışlar, algılayışlar…

Sanatçının sanatı, milyonlarca farklı bakışla incelenmeli, bambaşka zihinlerde güzelliği ve kusursuzluğu her açıdan idrak edilmeli. Bu nedenle aynılaşmaktan korkmalıyız. Çünkü burada bahsi geçen sanat, yaşamın kendisidir.
İnsan hayatı, Yaratıcı’nın en önemli sanatıdır. Her birimizin hayatı bir sanat filmidir ve hepimiz bize verilen başrolü hakkıyla taşımak durumundayız.

Ben bazı filmlerde başrollerle konuşurum, hatta bazen çığlık çığlığa yalvarırım. Aynen onun gibi: “Şu an hayatın bir film olsa ve sen de bir seyirci olsaydın, kendine ne şekilde yalvarırdın?” Mesela; “Yeter artık! Kendi hayatına odaklan, biraz daha gayret et, az kaldı, lütfen artık şikayet etmeyi bırak, dışarı çıkıp biraz çabala!” der miydin? Eğer cevabın evetse, bu telkinlere göre yaşamayı seçersen yolculuğunu biricik hâle getirebilir ve beklentilerini şahsileştirebilirsin. Bu vesileyle senin penceren aydınlanır ve sencileyin bir şükür dalgası kaplar insanlığın ufkunu. Yaratılış gayen aşikâr olur.

Dilerim kendimizce geçireceğimiz uzun bir yaşamımız olur.


Not: Bu meselenin kaygılar ve korkular penceresi de var. Beklentiler gibi onları da devşirmiş olabiliriz.

Ne olur, bir yudum “acı farkındalık” içmek bize bambaşka kapılar açabilir.

Cesur olalım ve cesur sorular soralım.

Arayışı kendi içinde olan herkese selam ve dua ile…

Fotoğraf: Ayşe Feyza ÇELİK


ZAMERAİS sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Biz Zamerais

Zamerais blog web sitemize hoş geldiniz!

Hadi Bağlantıya Geçelim!