Yaşlanmakla yaş almak arasındaki farka odaklandığım bir zamanda aklıma bir soru takıldı; büyümek biraz da herkese hak verebilmek miydi?
Yaş aldıkça saçlarda beyazlar çoğalıyor evet ama, peki ya kalbimizdeki beyaz sayfalar? Kaçını beyaz tutabiliyor kaçını karalıyoruz? Büyüdükçe, birilerini anladıkça sayfalar beyaza bürünüyor gibi hissediyorum. Herkesin bir yolu var ve de haklılık payı. Bunu anladıkça kalbimde bir sürü beyaz sayfa açılıyor, her birine birini yazıyorum. Onun haklılığını, onun payını… Ve sonra anlıyorum ki asıl mesele o sayfaları ne olursa olsun beyaz tutabilmekte.

Birbirimizi suçlamak çok kolay çünkü ve kalbimizi karartmak da. Zor olan; birini gerçekten anlamaya çalışmak, onun penceresinden bakabilmek, onun giydiği ayakkabılarla yürümek hayatı ve ne kadar zor olursa olsun onun ruhu ile hissedebilmek. Burada bahsettiğim şey herkesi haklı çıkarmak değil, herkese yeterince fırsat vermek. Kendimi onun penceresine koyup dünyaya oradan bakabilmek. Yorgunluklarını, öfkelerini, sevinçlerini anlamlandırabilmek.Tüm bunların zor olduğunun farkındayım. Hatta bunları yapmaya çalışırken yaş aldığımın da farkındayım. Ama bir insana hak vermemek nasıl bir duygu bilemiyorum. Onun ayakkabıları ile yürümediysem, onun penceresinden bakmadıysam hayata, nasıl hissedebilirim ki ruhunu? Hem büyümek biraz da herkese hak verebilmek sonuçta. Herkes biraz da olsa anlaşılmayı hak eder, hak vermekten çekinmemek lazım. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir dünyada yaşıyorken hem de, hak vermekten korkmamak lazım. O zaman tekrar soruyorum; büyümek biraz da herkese hak verebilmek miydi? Ve sen en son tüm kalbinle kime hak verdin?
gözdenur`
Bir yanıt yazın