Olduğum zamandan geleceğe hep mektup yazmayı sevmişimdir. Bolca da mektup biriktiririm bu şekilde. Sen de merak ediyor musun Neden yazıyoruz biz bu mektupları? Nasıl bir düşünceyle yazıyoruz? Neler hissederek yazıyoruz?  Satırlar arasında birbirinden çok farklı konular, çok farklı insanlar, çok farklı hedefler var. Ama hepsi aynı yere gidiyor. Bir geleceğe ve yeni bir kişiye, kendinin farklı bir versiyonuna haber veriyorsun, haber almak bile istiyorsun (çok mümkün olmasa da) Bu mektuplar birikirken farklı zamanlardaki yansımalarım olarak birikiyor. Yazarken satırlarımın arasında saklanan o birbirinden farklı konular sessizce kendini inşa etme sürecinin tüm detaylarını ince ince işliyor. Bu mektupları yazmak bence değişime izin vermektir, bu değişime karşı sabırsız olmaktır ve yeni biriyle (yeni sürümünle) tanışmaktır.

Bu bir yandan, insanın kendi varoluşuna attığı bir imzadır. Irvin Yalom’un dediği gibi, ‘ölümün ve zamanın kaygı verici ağırlığına’ karşı, o anki benliğimi somut bir kanıta dönüştürüyor olabilir miyim? Yazarken sadece dünü ya da bugünü değil, kendimi gerçekleştirme sancımı da kağıda döküyorum. Her mektup, o anki “ben”in dünyayı nasıl anlamlandırdığına dair bir vaka raporu gibi aslında; ama en kişiselinden. Gelecekteki versiyonumun bu satırlara dokunacak olması, varoluşumun sürekliliğine duyduğum o derin ihtiyacı besliyormuş gibi. Kendi içsel değişimimi bir seyirci gibi değil, o değişimin baş mimarı olarak izlemek istiyorum.

Burada da Yalom dedeyi çizmeyi denedim. Akrilikle karakalem yapma çabam.. 😀

Bu mektuplar birikirken, aslında farklı zaman dilimlerinde donup kalmış yansımalarım olarak bir müze oluşturuyor. Yazarken satırlarımın arasında saklanan o birbirinden farklı konular, sessizce “kendini inşa etme” sürecinin tüm detaylarını ince ince işliyor. Bu mektupları yazmak bence değişime izin vermektir, bu değişime karşı sabırsız olmaktır ve henüz tanışmadığın o yeni biriyle el sıkışmaktır.

Gelecekteki versiyonumun bu satırlara dokunacak olması, varoluşumun sürekliliğine duyduğum o derin ihtiyacı besliyor. Mektubun mürekkebiyle, gelecekteki kendimin zihni arasında bir köprü kurarken, aslında bilinmezlikten bir parça toprak koparıp üzerine kendi bayrağımı dikiyorum. Kendi içsel değişimimi bir seyirci gibi değil, o değişimin baş mimarı, o hikayenin başyazarı olarak izlemek istiyorum. Her mektup, bir sonrakine devredilen bir meşale gibi; karanlıkta yürüyen gelecekteki bana, ‘yolun buralardan geçti’ diye fısıldıyor.

Yazar: Hilal Kuruağaç


ZAMERAİS sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Biz Zamerais

Zamerais blog web sitemize hoş geldiniz!

Hadi Bağlantıya Geçelim!