Hediyelere

Sevdiğimiz bir dostumuz bir yakınımız yüzünde mahcup bir gülümsemeyle yanımıza gelir. Ellerinde dışı renkli kâğıtlarla kaplı, üzeri fiyonklarla süslenmiş bir hediye vardır. Gülümseyerek “Senin için!” der. Şaşkın bakışlarla uzatırız titrek ellerimizi. İçinden gelmiştir; öyle bir anda, kendiliğinden, yüreği bizi mutlu etme isteğiyle dolmuştur.

O an, kaç gündür ne kadar zorlandığımız, hiç ses etmeden günlerdir acıyan yanımızı iyileştirmeye uğraştığımız aklımıza gelir. Güçlü görünmeye çalıştığımız tüm o anlar birikip gözlerimizden taşar. Benim de çok ince ruhlu bir arkadaşım var (Rabbim muhabbetini nasip etmiş, şükürler olsun) ve bana bu tarz anları sık sık yaşatıyor.

Ben bu hediyelerin sonsuzluktan uzandığına inanıyorum. Bu sürprizlerin; zor zamanlarımıza da, sevdiğimizin kalbine de hâkim olan bir Zat’tan (cc) gönderildiğine inanıyorum. O ne yüce’dir ki bizi imtihan eder; ama bunu merhametle, başımızı okşayarak ve sırtımızı sıvazlayarak yapar. Bize hüznü verirken sevdiğimiz insanlara, bizi mutlu edecek imkân ve şartları verir. Bizimle bu şekilde iletişim kurar; bu O’nun (cc) “görüyordum ve yanındaydım,” deme şeklidir.

İnanın, bizleri gerçek inanca ulaştıracak olan bu küçük anlardır ve onları okuma becerimizdir. Yaşadıklarımızı arkasındaki hikmetlerle okuyabilirsek dönüşürüz. İnançla yoğrulursak, daima üzerindeki nimetlerin ışığını yansıtan bir fenere dönüşürüz. Hatta öyle bir fenere dönüşebiliriz ki, isyan denizinin kayıp ruhlarını bile sahili selamete davet edecek kadar ışığımız güçlenir.

Eğer hediyemizin asıl sahibini göremezsek; yaşam, nefes, aile, vicdan, merhamet, yetenek ve huzur gibi büyük hediyeleri bize veren hiç göremeyiz. Ve sıra imtihan edilmeye geldiğinde “Neden ben?” diyerek gönül koyar, hırsla hesap sorar ve “Neden benim başıma hiç güzel bir şey gelmiyor?” deriz. İsyanın denizlerinde kayıp bir ruha dönüşürüz ve o karanlık yollardan geri dönmek çok zor.

Dilerim hiç birimiz  o sularda kaybolmayız.

Şu satırları yazarken içim kıpır kıpır ve minnetle dolu. “Ne nimet ama.!” diyorum. Kalbim hızlanıyor, nefesim sıklaşıyor, zaman algımı yitiriyorum. Her birerlerimiz aynı gökyüzünün altında tamamen bir ve biricik deneyimler kazanıyoruz. Bambaşka şekillerde her an her saniye dönüşüyoruz. Sonra da birbirimize temas ediyoruz. Sözle, yazıyla… Kitapla, şiirle, müzikle… Tek ve yegane bir amaç için… İnsan olmak ve insan kalabilmek. Hem saf bir yalnızlık hem tam bir  beraberlik. Bu nimet karşısında deli olmamak elde değil. O zaman insanı yaratan ve eline kalem Veren’e, hediyesi için teşekkür etmek gerek.

Mesela “Ben yoktum vâr ettin, varlığından haberdâr ettin…” diye teşekkür ve minnet duyar Hamdi Yazır.

Halil Cibran ise “Sahip oldukların için şükret; ama sahip olmadıkların için de minnettar ol, çünkü onlar seni sen yapan şeylerdir.” cümlesiyle ulaşamadıkları için minnet duyar. Ulaşamadıkları “Tanrı”sının ona hediyesidir.

Bir Stoacı filozof olan Epiktetos şöyle der: “Başına gelenlerin olmasını değil, olanların olduğu gibi olmasını iste; işte o zaman huzur bulursun.” Yani, olanın olduğu gibi olmasına minnet duyuyor kendisi ve bunu tavsiye ediyor.

Rehberimiz (sav) ise “Her durumda Allah’a şükredin; çünkü Allah’a şükretmek, başınıza gelen her şey için yeterlidir.(Tirmizi, Da’avat 43) demiş. Yaşadığımız her olay için bir Sonsuz’a (cc) minnet ve şükür durumunda olmak… Artık bu bambaşka bir seviyedir herhalde. Nasip olur inşallah.🙏🏻

Doğadan da bir alıntı yapalım. Aşağıda hediyelerine şükür ve minnetle dolu bir can görüyorsunuz.

Bu misaller sonsuza kadar arttırılabilir.

O zaman bizlere düşen bir kez daha, her hücremizle şükretmektir: İnsanlığı, varlığı, anlamı ve en büyük hediye olan yaşamı bize veren: “Sonsuz Kudret’e!

Fotoğraf: Ayşe Feyza ÇELİK🙏🏻

Yazar: Aybüke ŞİMŞEK KURTCU


ZAMERAİS sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Biz Zamerais

Zamerais blog web sitemize hoş geldiniz!

Hadi Bağlantıya Geçelim!