Gerçekten mi? Değiştirmediğimiz her durumu seçiyor muyuz?
Bu soru beni uzun süre etkisinde bıraktı. “Nasıl olur!”dedim. Şikayet ettiğim ama düzeltmek için hareket etmediğim her durumu seçmiş mi oluyorum? Bazen geçerli bahanelerimiz olamaz mı? Yani mevcut durumu düzeltemeyecek kadar geçerli bir bahane. Hayatımdan ve yaşadığım şeylerden memnun değilsem ve düzeltemiyorsam, bu duruma sıkışıp kaldıysam o zaman mağdur olan ben değil miyim? Yani değiştirmiyorsam, seçiyorum eee o zaman bu benim tercihim, benim sorumluluğum ve benim hatam… Haliyle bu cümle beni etkisizlik alanından çıkarıp çok konforsuz bir alana sürüklüyor. Göze almamın ve harekete geçmemin gerektiği o alana, yaşamaya itiyor. Yaşama, hayata…


Malesef ki kendimde ve etrafımda çok fazla rastladığım , farkına zor varılan bir  durum bu. Bizler mevcut durumumuzdan şikayet ediyorsak, kapanan kapıları yumrukluyor, tekmeliyor açılması için yalvarıyor ve bu duruma sebep olan nedenlere sövüyorsak, sırf bu yüzden de açılan pencereyi atlıyorsak; hayatın matematiğini kaçırıyoruz demektir. Kapanan kapılar, açılan pencerelerin işaretidir. Isınan hava buharlaşır, soğursa yoğunlaşır; değişir dönüşür bir şekilde yeniden var olur. Amacına uygun kalmaya devam eder. Su kadar olmamız lazım. Boğulmak, sıkışmak, parçalanmak, yeniden doğmak bu evrenin, dünyanın kuralı. O yüzden mevcut şartlarımızda insan kalmanın kestirmelerini aramamız lazım. Bazen kapıyı çarpıp çıkmak lazım. Başarısızlık istemiyorsak daha azına razı olmayı öğrenmemiz lazım, kırılmak kırmak istemiyorsak yalnızlığa razı olmamız lazım, beraberlik istiyorsak daha az özgürlüğe ve ekstra sorumluluklara razı olmamız lazım. Eğer bu durumlardan hoşnut değilsek ayette geçtiği gibi “Allah’ın arzı geniştir” harekete geçmek lazım. Bu yazılar kendimi karşıma alıp, yüzüme bağırdığım yazılar. Elinden geleni yapamayıp, cesaret edemeyip, korkak ve titrek hareket edip sonrasında kendine olan güvenini kaybetmek için dünya çok kısa. Mevcut yeteneklerimizi ve bize bahşedilen amaçları bulmak ancak toprak ananın üzerinde mümkün. Bir tasavvuf ehli Toprak Ana imgesini “Cennet anaların ayakları altındadır.” hadisiyle bağdaştırıp, sonsuzluğun(Cennet’in) ancak dünya(toprak ana) ile kazanılabileceğinin altını çiziyor. Başka bir evrene inansakta inanmasakta şikayet ettiğimiz durumlarımızı inatla devam ettirebilecek lükse sahip değiliz, malesef. Anbean eksiliyoruz ve gidenleri geri getiremiyoruz.
Kendinizi mağdur olarak konumlandırdığınız durumları iyice incelemenizi tavsiye ederim. O noktalarda muhakkak bir çözüm olduğunu ve sizin bunu göze alamadığınızı fark edeceksiniz.
Kural basit: şikayet ettiğim konuyu buluyorum, neyden kimden ne şekilde şikayet ettiğimi iyice netleştiriyorum ve çözümleri çıkarıyorum. Zaten çözüm aramaya başladığınız noktada eksikleriniz,hatalarınız, korkularınız, kaçındığınız noktalarla yüz yüze kalıyorsunuz. Zor bir uygulama ama gerekli, aksi halde içimizdeki o yaşanmamışlık hisleriyle boğuşmak zorunda kalabiliriz.
O zaman şikayetlerin ardındaki çözümleri görme temennisiyle… Daha özgür, daha gerçek, daha biz olmaya…
Sevgi ve muhabbetle…

Fotoğraf: Aysima Şimşek Şen

#şikayet #çözüm #yaşam #huzur #sessizlik #sakinlik #yükselmek #sonsuzluk #toprak #direnc # insanlık #nefes # soluk #zaman


ZAMERAİS sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Biz Zamerais

Zamerais blog web sitemize hoş geldiniz!

Hadi Bağlantıya Geçelim!