Bir telefon beklemek ya da bir telefon etmenin kararsızlığı. İnsan ne için kararsız kalır? Seçeceği şeyin getireceği acıyı mı hesaplar? Ölümünü bekleyen ya da haberli habersiz son yolculuğuna çıkan insanlar. Peki ya cennet nedir? Belki psikanalitik görüşün dediği gibi acıdan kaçmak ve hazza koşmak olgusu bir nevi cennettir. Çünkü bize sadece iyiliklerin verildiği ama sıkıntılarımızın bizden alınmadığı ihtimalde tam olarak kendimizi keyifli hissedemiyoruz. Ya da sadece sıkıntılarımızın bizden alındığı ama bize iyiliklerin verilmediği ihtimalde de kendimizi keyifli hissedemiyoruz. İçimize sıkıntıdan kurtulmuş olmanın hafifliği geliyor. Bir süre sonra ona da alışıyoruz ve normalleşiyor.

Acıya verdiğimiz en doğal tepki ondan olabildiğince kaçınmak ve kaçmaktır. Ama yine Freud haklı ki insan acıdan ne kadar kaçarsa acısını da o kadar ertelemiş ve zamanla biriktirmiş oluyor. Acı yaşanmadıkça yok olmuyor. Acıyı hissetmek zorundayız. Hem zaten acı hissetmeden kimse kendini tam olarak tanıyamaz.

Acı yaşamayan insan kendini mükemmel ya da çok güçlü zannedebilir. Başkalarının başına gelenlerin kendisine uğramayacağını, kendisinin ayrıcalıklı olduğunu da zanneder. Bu tür gizli üstünlük taslamaları sahte abartılı bir kimlik tasarlamaları yüzünden, bir sıkıntı yaşadıkları zaman dengeleri bozulur. Biliyor musun içinde gerçekten kim var senin? Acı yaşamadan nerden bileceksin ki aslında sen kimsin ve neyde ne kadarsın? Sabırlı, güçlü bir insan mısın yoksa zayıf, sabırsız, çabuk pes eden bir insan mısın? Acı, insanı delirtecek mi yoksa olgunlaştıracak mı? Belki delirecek kadar olursun ama yine de sabretmeyi seçebilen olursun. Kendi gücünü, köklerini test etmek için acı adil ve herkesin başına geleceği kesin olan bir araçtır. Kur’an’da her canlı mutlaka ölümü tadacaktır, der. Demek her canlı acı nedir mutlaka bilecek. Ayrıcalıklı kimse yok. Kaçış yok.

Acını yaşamadığında, ondan kaçtığında bir zaman sonra o yaşanmamış acının, seni ilk güçsüz bulduğu anda üstüne çullanacağını da söylemek istiyorum. Kim acıya hazırlıksız yakalanmak ister ki? Ama insan kendi zihnini kandırarak acıdan kaçmaya çalışırken kendi sonunu kendi hazırlar.

Ve acı maalesef ki tek kişiliktir. Kimse tam olarak acını seninle aynı anda aynı şekilde yaşayamaz. Sana destek olmayı seçerlerse onların varlıkları ve tatlı davranışları sana bir nebze olsun nefes aldırabilir ki bu da sadece bir ihtimalden ibaret. Çünkü yine de acını sen yaşarsın ve bazen sırf bu yüzden iyi şeyleri takdir etsen de acına bir faydası olmayabilir.

Acını yaşadıktan sonra ne olacak? Çevren değişecek. Artık seni daha iyi anlayacak kişilerin de  acı yaşamış olanlar olduğunu göreceksin. Acıyı atlatmış olmak sana kendine dair bir güven hissi, özgüven, başarı hissi verecek. Çünkü acısıyla baş edememiş insanları da göreceksin. Acı yaşamamış insan hamdır, kim olduğu ne olduğu belli değildir. Kim olduğunu kendi de bilmez başkaları da bilmez. Acıyı yaşamamış insanlara da bu şekilde soru işaretleriyle bakmaya başlayacaksın. Çünkü acının insanları tanımak için bir turnusol kağıdı görevi gördüğünü bileceksin.

Acıdan kaçıp yine de acıya yakalanan ve baş edemeyenler de olacak. Ya acıyı son ana dek reddettiler ya baş etme becerileri yoktu ya da çevrelerinde onlara destek-rehberlik verecek birileri yoktu. Ama her koşul mükemmel şekilde sağlansa da acıyla uğraşmak istemeyen inatçı insanlar da olabilir. Diyorum ya acı yaşamadan o insan tam olarak kim bilmek zor. Çünkü kişi bile bilmiyor kendisinin tam olarak kim olduğunu.

Acı yaşarken ilk kural : önce hayatta kal. Ölümcül bir hastalığın seni hayattan koparma ihtimali varsa bile hayatta kalmaya çalış. Pes etme! Hayatın bir gün bitecekse bile, olabildiğince diren! Destek verebilen insanlarla iletişimi olabildiğince canlı tut. İç dünyanda huzuru bulmak için neler yapabileceğini araştır ve öğren. İyilik haline zarar veren insanlarla uğraşmak istemeyebilirsin, çünkü birçok cephede aynı anda savaşmak gerçekten enerji kaybıdır. Sana sessiz kalanları da ayrıca ciddiye al. Sana zarar veren insanların bile seninle bir iletişim kurma çabası varken seni bir film gibi kenardan izleyen ama sadece izleyen o insanlar hayatında nerede olmalı? Sence bu insanlar senin iyiliğini isteyen insanlar mı? Yoksa kendi çıkarlarını hesaplayarak çıkarlarından aldığı izinlerle biriyle diyalog kuran insanlar mı? Sen acı içindeyken senden bir şey alamayacağını bildikleri ama belki başarılı olursan yeniden işe yarar olabilirsin diye mi seni izliyorlar? Belki acıdan kurtulmayı başarırsan tekrar sana ulaşıp sana iyi gözükmeye çalışacaklar. Kendine sor, sen bir başkasını acısıyla mücadele ettiği durumlarda gördüğünde ne yapıyorsun? Bu soru insanların sana nasıl davranmasını istediğinle-istemediğinle ilgili ipuçları verecektir.

İnsanların acıyla mücadeleye giriştikleri için bazen sizden kaçması sizi sevmedikleri anlamına da gelmez. Belki güçleri yetmemiştir. Belki size yük olmak istememişlerdir. Bu tür durumlarda ne yapılması gerektiğini tam bilmiyor olabilirler. Ya da bazı acılar tek başına yaşanınca daha baş edilebilir oluyordur. Yani bunu acıyla mücadele eden insana sormaktan başka yol yok. İletişim kurup destek istiyor mu ya da nasıl istiyor sorabilirsiniz.

Acılarımızın azaldığı mutluluklarımızın ve hakiki dostlarımızın arttığı nice günlere sevgili okur.


ZAMERAİS sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Biz Zamerais

Zamerais blog web sitemize hoş geldiniz!

Hadi Bağlantıya Geçelim!