İstanbul’un en güzel manzaralarından birine sahip, minik bir kafenin ıssız bir köşesinde kaleme alıyorum, bu yazıyı. Boğaz’ın suları hırçın bugün, dalgalar bembeyaz köpüklere dönüşerek kırılıyor .Ne zaman başımı kaldırsam bir gemi geçiyor usulca.
Ne garip ki otuzlarımı karşılıyorum bugün. Her hangi bir güne uyanır gibi uyansam da bambaşka bir dönüm noktasında hissediyorum. Aslında hediyeler ve kavuşmalarla geldi otuzcu yaşım. Ama bir yandan da çok sert ve net sorular soruyor ve cevaplarımı duymak istiyor. Gözlerimi kaçırmama müsade etmiyor. Kalbimin en gizli isteklerine ulaşmaya çalışıyor. Etimle tırnağım tutmaya çalıştıklarımı sana uygun değil diyerek koparıyor avuçlarımdan. Aslına baksarsanız şikayetçi değilim bu durumdan, saçma bir şekilde hayatımda her şeyin önemini yitirdiği bir noktadayım. Başarı, kariyer, statü, para hatta aşk bile anlamını yitiriyor garip bir şeyler çöküyor üzerime. Ne diye sormayın, bilmiyorum. Sadece yaşamak istiyorum korkusuzca yaşamak. Kırılmaktan, incinmekten korkmadan; pişman olur muyum diye düşünmeden, özgürce yaşamak. Bu benim için pekte mümkün olmasa da bugün kendimi biraz daha yaklaşmış hissediyorum. ilk kez bir doğum günümde iyi ki doğdun hislerini taşıyorum. Dışardan bu onaya ihtiyaç duymadan sessiz kaldığım anlarda yoğun bir iyi ki hissiyle dolup taşarken buluyorum kendimi. Umursamazlık gibi görünen yaşama telaşımla, kapris gibi görünen kendimi anlatma çabamla, çevremdeki her insana boca ettiğim şefkatimle, sürekli deneyip başarısız olsamda denemekten vazgeçmeyen tutkulularımla, sevmeye ve sevilmeye dair tüm çiçeklerimi koparsalarda yine yeniden sevmeyi seçen inacımla bu yıl gerçekten beni Aybüke olarak Var Edene(cc) içim minnetle dolu. Çünkü Onu(cc) tanımak kendimi tanımakla başladı ve kendimi tanımakta Onun(cc) bana lütfettiği tavşan deliğine girmemle oldu, sonrası Alice harikalar diyarı zaten benim için. Sizlerle aynı yerden bakamıyorum Dünya’ya, sizin can hıraş bir tutukuyla istedikleriniz benim için olsa olur, olmasa da olurdan ileriye geçemiyor. Herşeysiz yaşarım Sensiz(cc) yaşayamamı solukluyorum daim ve bunun karşısında maddi manevi hiç bir şey ayakta kalamıyor. Yoruluyorum bazen… Bende insanım en nihayetinde mesela kendimi anlatmaktan, anlamaya çalışmaktan, aramaktan, buldum sanmaktan, imrenmekten, umut etmekten, kaçınmaktan, istemekten, korkmaktan…Bazen herşeyi bir kenara bırakmak istiyorum. Dünya için gösterilen çaba değmiyor ruhumda açtığı yaraya. Ama bilen bilir inanıyorum diyen her insanın içinde söndüremediği daima yanan bir ümit vardır. Çünkü dayandığımız nokta sarsılmaz, yıkılmazdır. Bu bizi dirençli kılar.
Ama ben otuz yaşımla, akışta kalmaya niyet ediyorum. Bundan sonra bana direnen hiç bir olayın peşinden koşmayacağım. Hayat, iş, eş, arkadaşlık…Bir ırmağın sularında akar gibi değil ise ordan sessizce uzaklaşacağım. Dünyalık hırslarımdan arınarak yola devam edeceğim ve kendime varlık sebebimi hatırlatacak amaçlar edineceğim. Yoğun, tutukulu bir hırsın damarlarıma yayıldığını hissettiğimde o yatışana kadar o işe dair hiç bir şey yapmayacağım. Biliyorum ben bunlar için yaratılmadım. Yaşamım asla normal ilerlemedi, başkaları için çok normal olan olaylar benim için hep bir tık farklı ve zorlu oldu. Hoş bende kolay olanı seçmedim hiç bir zaman. Karakterim neyi gerektiriyorsa onu ortaya koydum haliyle bu ülkede ve bu zamanda bir duruşunuz varsa zaten zorlu bir yolu seçmiş oluyorsunuz. Bunların hepsi geriye dönüp geçen otuz yılın ardından yapmak istediğim şeyler ama yapabilir miyim bilmiyorum. Üzerimdeki yoğun kaybolmuşluk hissinden arınabilir miyim bilmiyorum. Artık önemsemiyorum çünkü bu his hala arıyor olduğumun işareti. Ne derler bilirsiniz “Bulanlar hep arayanlardır.”

Bu arayışta benim pusulam her zaman kalbim olsun istedim ama malesef onu dinlemek kolay olmuyor. Mantığınız size bas bas bağırırken onu susturup kalbinize güvenmek bence bir çeşit isyan. Üstelik bunu bazen sevenlerinize rağmen yaparsınız. Karşınıza dikilirler ve “Yapma!” derler. Onları sakinleştirmek, doğrusunu yaptığına ikna etmek çok yorucu çünkü kendi içimde de sürekli iknaya çalıştığım mantıklı bir yanım var. Onunla sürekli kalbimi dinleyeceğim diyerek savaş verirken üzerine birde sevdiğin insanlar eklenince iki kere zorlaşıyor.
Ne kadar vaktim kaldı bilmiyorum ama kalan zamanımı bir çocuğun neşesi ve umuduyla yaşamak istiyorum, bir yandan da hazlara ve rahata dair bir yetişkin gibi disiplin göstermek istiyorum bu benim alacağım yeni yaşlarla ilgili tek hedefim.
Bu umutsuz bir yazı gibi mi hissettirdi size bilemem ama bana tam olarak büyümek gibi hissettiriyor.
(Aylar önce kaleme aldığım yazımı bugün yayınlama cesareti buluyorum. Zamanlamalar da Onun(cc) mülkünde diyor ve teslim oluyorum. Umarım okuyan herkese iyi gelir.)
Yazar : Aybüke Şimşek
Fotoğraf: Ayşe Feyza Çelik



Yorum bırakın