İnsan olmak meğer seçim yapmaktan ibaretmiş.
Hayat beni daima iki seçenek arasında bırakıyor ve eğilip kulağıma “Hangisini seçiyorsun?”diye fısıldıyor. O an kulaklarımdan bedenime yayılan soğuğun tarifini size yapabilmem mümkün değil. Bir yanım elde ettiğim şeylerin güzelliği ile mutluyken bir yanım seçmediğim yönde kalan olasılıkların acısını taşıyor. Damarlarımda hep acabalar dolaşıyor …
İnanın kararlar, karşımıza geçicek ve biz cevaplayana kadar aynı soruyu farklı şekillerde defalarca soracak. Kaçmak çözüm değil, bununla baş etmeyi öğrenmek zorundayız. Mesela markette elimizi uzattığımız her üründe sağlığımızı mı yoksa damak zevkimizi mi seçeceğimiz sorulur, insanlarla kurduğumuz her ilişkide samimi bir yalnızlığı mı yoksa sahte bir kalabalığı mı seçeceğimiz sorulur, aile içindeki diyaloglarda şiddeti mi yoksa hoşgörü ve anlayışı mı seçeceğimiz sorulur, okulda sunulan eğitimde disiplini mi yoksa umarsızlığı mı seçeceğimiz sorulur. Hatta bazen sadece bir defa sorulan hayati sorular cevaplarız.
Velhasıl verdiğimiz milyonlarca karar ile vereceğimiz belki milyarlarca karar sonucunda trilyonlarca olasılığımız boşlukta dolaşıyor. Ve bu bizi kararsızlığın kucağına itiyor.
Sürekli karar vermemizi bekleyen bu dünya hayatında, karar alarak kaybettiğimiz diğer tüm olasılıklarımızın anksiyetisi altında eziliyoruz. Ya karar veremeyip arafta kalıyoruz ve hiç yaşamadan israf oluyoruz ya da seçimlerin sonucundan kaçıp seçmediğimiz olasılıkların hayalinde israf oluyoruz .
Bu nedenle kendime bu küçük hatırlatıcıyı oluşturdum. Umarım zor kararlarınızda size de yardımı dokunur.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki “Dünyadasın. Bunun tedavisi yok.”(Samuel Beckett). Burda mükemmellik yok, burda kusursuzluk yok, burda mutlak doğru yok, burda asıllar yo ; burda gölgeler var, burda sızıntılar var, burda işaretler var, burda çağrı var. Baştan bunu kabul etmek lazım. Bizler sadece yaşayacağımız zorluğun ne olacağına karar veriyoruz inanın başka bir şeye değil çünkü dünyadayız. Yani zorluktan kaçışın olmadığı diyardayız. Önce bir kendimize bunu kabul ettirmemiz lazım. (Yazıyı kaleme alırken kendimi karşıma oturttuğumu itiraf etmeliyim çünkü çok ihtiyacı var. )
Sonrasında geleceği kontrol edemeyeceğimizi kabul etmemiz gerekiyor. Bizler küçücük irademizle sadece yola karar verebileriz, yolun bize ne getireceğini ise bizden üstün bir Zat(cc) belirler, o nedenle kendimize fazlaca anlam yüklememeliyiz. Evet irade gösterip seçim yapmak kıymetli ama yolu ve yolculuğu bilmiyoruz. Bunun idrakinde olursak karar almak biraz daha kolaylaşacaktır.
Tüm bunların yanında yoğun bir manipülasyon ve kitleleştirmeye maruz kaldığımız modern çağın çılgınlığına direnebilmek için değer yargılarımıza göre oluşturduğumuz çok sağlam ölçütlerimiz olmalı. Bu vesile ile harekete geçmeden önce ciddi bir öz kontrol kazanızırız ve taşıdığımız kimliklerin hududuna riayet etmiş oluruz. Üstelik manipülasyonlardan da korunmuş oluruz.
Yine bu süreçte size en büyük kolaylığı kararlarında isabet gördüğünüz sağlam karakterli bir kaç dost sağlayabilir. Bunaldığınız, sıkıştığınız ve sonuçlandıramadığınız kararları beraber masaya yatırabileceğiniz kıymetli üç beş insan… İnanın üzerimizde hisetiğimiz baskıyı yarıya indireceklerdir.
Kendimizi tanımak yaşadığımız her olguda olduğu gibi karar verme sürecinde de bizim sığınmamız gerek en büyük kaledir. Hayattan beklentilerimin, potansiyelimin, duygularımın farkında olmak aldığım tüm kararlara sessiz ve usulca sinecektir. Sonuçta bize iyi gelecektir.
‘Keşke’ ifadesi geriye yönelik çok acılı bir kelimedir ve kullanmakta çok doğru değildir. Ama kararlarımız için harika bir pusuladır. “Bu ilerde benim keşkem olur mu?” sorusu bize az çok doğru kararın ne olacağına dair ip ucu vercektir. Bu nedenle anlarımızı inşa ederken geleceğimizi keşkelerden korumak lazım.
Son olarak teslim olmalıyız. Kibrimizden, hırslarımızdan, öfkemizden, intikam duygusundan, bize yüklenen misyonlardan sıyrılarak Herşeyin Sahibine(cc), mülkü olan irademizi teslim etmeliyiz. Kalbimizin derinliklerinde ışıl ışıl parlayan varoluş amacımıza tutunmalıyız. Bu dünyada bu çağda varolmanın, hikmetini aramalıyız. Tüm kararlar en nihayetinde bu arayışın amacına uygun olmalı. Sakalığını yapcağımız suyu bulma umudumuzu hep diri tutmak zorundayız. Aksi halde bir limon ağacı kadar amacımızı gerçekleştiremeden, çürür gideriz toprağın rutubetinde.
Velhasıl bizler insanız, en nihayetinde sadece İNSANIZ! Hata, kusur, günah en çok bize yakışır. Mesele pes etmeden temizlenme ve yeşerme telaşıdır.
Bu dünyanın sert kıyılarında dolaşan kim varsa her birerlerinize bu seslenişim; tek başınıza olduğunuzu düşünmeyin, hepimiz bu mavi gök kubbenin altında ve bu toprak ananın bağrında yüz yıllardır insan olmanın hayalini kuruyoruz. Acizliğimiz bizim kudretimiz, ona tutunmak zorundayız. Küçük olmanın konforunu, sade olmanın güzelliğini; bunların saflığa ve gerçekliğe yaklaştırdığını unutmamamız gerek. Verdiğimiz savaşlar aldığımız yaralar bu kadar aynıyken bize bizden başka deva yoktur.
Yıllardan yollardan sonra tüm bu telaşların nihayetinde sonsuzlukta buluşmak duasıyla…
Yazar: Aybüke Şimşek



Yorum bırakın