Zamana

Zamana

Zamana seslenmek benim gibi birine düşer mi , bilmiyorum. Ama koca bir seneyi sanki dün başlamışız gibi sona erdirirken, birseyler söylemeliyim.

“Ey zaman, sana güven olmaz bilirim.

Mutlu anlarda hızla geçer, sıkı sıkı tutsam da bitersin.

Hüzünlü anlarımda ağdalaşır, balçıklaşır akmazsın . Sen donuklaşınca ben saatleri takvimleri yok etmek isterim, kimse zamanı ölçemesin isterim. Ama elimden birşey gelmez. Yüz yıllardır sana hükmetmek isteyen insanlık benim boğulmamı dinlemez.

Neşe ve hüzün formlarından hariç bir halini daha keşfettim.

İlk deneyim anlarında o kadar mutlu oluyorsun ki; genişliyip , yayılmaya başlıyorsun. Kabul et, acemi bir insanın heyecanla yeni bir şey deneyimlemesine dayanamıyorsun. Ondan olsa gerek yenilikler eklediğim yıllar diğerlerinden uzundur benim. ‘Ne çok şey öğrendim bu yıl.’der. Hayretle baş sallarım.

Velhasıl, zorsun hem çok zorsun ama bir o kadar güzelsin.

Sensiz yaşamak istemezdim zaman , iyi ki varsın.

Şikayet değildi sözlerim, biz insanlar severiz kuralları, kısıtlamaları…Oyun oynamakta belli kurallar ve sınırlar koymak değil midir ?! Bizimle oyun oynuyorsun ve kazanmayı sadece seninle el ele tutuşabilenlere lütfediyorsun. Senin oyununu kazanabilmak için aslında yine Sonsuzluğa inanmak zorundayız. Zamanın ve biz insanların sahibi olan Sonsuzluğa karşı koşulsuz, amasız, güçlü bir inanç. Çünkü ancak inanarak senin geçmene tahammül edebiliriz, inanarak getirdiklerini sevebiliriz ve inanarak götürdüklerine sabredebiliriz. Sadece Sonsuzu soluyarak senin ellerinden tutabilir , senle hemhâl olabiliriz.

İsterdim zaman (çok isterdim), seni yönetebilmeyi ve seni en iyi şekilde değerlendirebilmeyi, senin koyduğun kotaya hep en değerli anlarımı yerleştirmeyi isterdim. Yapamadım. Bazen ben sebep oldum buna, bazen diğerleri. Ya istediğim yerde olamadım ya da istemedim olmam gereken yeri.

Merak ediyorum gerçekten; senin için nasıl bir şey insanlığı izlemek. Kızıyor musun, mesela bize?

“Çok uyudun kalk artık! Sana muhtaç insanlar var!” diyor musun?

Ya da “Yine mi internettesin, kalk başından. Görmüyor musun, okuyacak çok fazla hikaye var.!” diyor musun?

Ya da “Annene, babana sarıl çok zamanı kalmadı bu kadar düşüncesiz olma.”

Veya “Anlamıyorsun, telafi edemeyeceksin, harekete geçmek zorundasın.!”

Ya da “Bana odaklan, gözlerini kaçırmaaa!”

Ve “Kalan son anlarını doğru ve düzgün yaşa. Kendine gel artık, hadi!” Gibi…

Ben zaman olsam sanırım hep böyle feryat ederdim insanlara, insanlığa…

Seni mutlu edebilenler de vardır eminim. “İyi ki annenlesin, babanlasın, çocuklarınlasın, vaktin çok az kalmıştı.”

Ve ya “Sen benim kıymetimi biliyorsun, ben de buna şahidim.”

Ya da “Bana sabrettin ve vuslata erdin.” diye huzurla fısıldadıkların muhakkak vardır.


Seni ; hoşta uğurlasak, boşta bir şekilde geçip gidiyorsun. Ve eteğinde yeni fırsatlarla tekrar geliyorsun zaman ; değişme ve değiştirme imkanı sunuyorsun. Ne var ki azaldığını hatırlatarak geliyorsun.

Sen anlara anlam katıyorsun. Bize sağladığın bitecek korkusuyla ve bitecek sevinciyle yaşamı muazzam kılıyorsun.

Ey zaman, sen yine geç bildiğin gibi sessiz, usulca…

Bize kalsın kıymetini bilmenin neşesi ve seni kaybetmenin ızdırabı”

Zamana da kızamazsınız, gerekeni yapıyor. En nihayetinde zamandır ve bize işliyor, bizim için işliyor.

O halde, çok geç olmadan uyanmalıyız, farkına varmalıyız. Biten bir yıl ancak insanlıkla, vicdanla, merhametle, cesaretle doluysa kutlanmaya değer. Neyi, ne için , neden kutluyoruz?….Bunları sormak zorundayız. Sormakta yetmeyecektir, cevaplamak zorundayız.

Zamanı, paradan değerli olduğunun bilinciyle harcayalım.

Ne olur, zaman verelim birbirimize ve verilenin can kadar değerli olduğunu bilelim.

Zamanını almayalım kimsenin ve alınanın nefes kadar değerli olduğunu bilelim.

Anda kalalım.

Anı yaşayalım.

Yazar : Aybüke Şimşek


ZAMERAİS sitesinden daha fazla şey keşfedin

Son gönderilerin e-postanıza gönderilmesi için abone olun.

Yorum bırakın

Biz Zamerais

Zamerais blog web sitemize hoş geldiniz!

Hadi Bağlantıya Geçelim!