Dünya üzerinde şükredecek çok fazla şey var ama hakkı en az teslim edilen, ölüm!
Hiç ona yaklaştınız mı ya da hiç karşı karşıya kaldınız mı? Bilmiyorum. Ama bunu tecrübe etmiş insanların bambaşka bir hale büründüğünü biliyorum.
Ben bir çeşit simülasyonunu yaşadım. Yarın için birçok planım varken bir anda duvarlar arasına gömüldüm. Sevdiklerimden uzakta, acılarına dokunamadan, sevinçlerine ortak olamadan yıllar geçirdim. Hayatın ben olmadan da aktığını izledim. Bu nedenle kulağım hep yüreğimde, o hangi yönü fısıldarsa oraya gitmeye çalışıyorum. Kalbimi duymaya çalışıyorum.
Keşke maddeyle boğulan, başarı zırvalığı için hayatlarını hiç eden insanların yüreğine bir parça ölüm serpebilseydim.
Ama ne çare bu kızda unutuyor ölümü, bazen bana dayatılan madde ve başarı hırsı karşısında güçsüz kalıyorum, kapılıyorum.Oysa azda olsa kendi ölümünü izlemiş bir insan bunu yapmamalıdır. Lakin oluyor işte, bende hayatın tek ve biricik olduğunu, ölümün hak olduğunu ve bu beden hapsinden bir gün kurtulacağımı, tekrarlayıp duruyorum kalbimde.
İnsanlar ise kaçıyor ölümden. Ve sonsuzluğun susuzluğu ile maddeye koşuyor; her şeyi hazza, paraya, metaya indiriyor. Öyle ki kendine etiket yapıştıranları görüyorum; giydikleri ve taktıklarıyla. Çıkar şunları demek istiyorum; sen giydiklerinden taktıklarından çok daha değerlisin. Sen ki sonsuzluğa muhattap olarak yaratılmışsın, sen eşi benzeri olmayan bir ruhla donatılmışsın. Ama dökülmüyor dilimden, o haddi bulamıyorum kendimde, gözlerinin taa içine bakıyor, tüm bu yanılgıdan uyanmasını diliyorum. Haliyle yetmiyor; ne benim vicdanım susuyor ne karşımda ki insan uyanıyor.
Ölüm olmasaydı bu dünya katlanılmaz olurdu, sanki ellerine aldığı fırça ile her şeyi renklendiriyor. Geçicilik sürüyor biraz, sonra biraz hasret sürüyor, derken korku sürüyor ,biraz da adrenalin , biraz muamma tabi… Ve bir bakıyoruz hayat rengarenk olmuş. Her an son an kadar anlam kazanmış.
Ne yazık ki biz onu sadece başkalarına yakıştırıyoruz , aynada gördüğümüze birgün sende öleceksin diyemiyoruz. Ölürsem diyoruz mesela öleceğim diyemiyoruz. E öyle olunca kendimizi beş para etmez meseleler karşısında güçsüz ve yıkılır vaziyette buluyoruz. Ebedi sandığımız o küçük dertlerde boğuluyoruz oysa Dünya’nın en ağır imtihanını yaşıyor olsam da ölümümle son bulacak, yeryüzünün en prestijli insanı olsam da ölümle bir kıymeti harbiyesi kalmayacak, tüm sevinçler yüreğimi donatmış olsa da ölümle sona erecek. Yani iyisiyle kötüsüyle bu yaşam son bulacak. Güneş kadar açık ve aşikar.
“Ne yapalım Aybüke, ölüm var diye yaşamayalım mı?!” diyenleri duyar gibiyim. Aksine daha kaliteli yaşayalım diye bu feryadım. “Ben aslında şunu yapmak isterdim ama fırsat olmadı.” diyenler için; “Şurayı görmek isterdim.”, “Aslında onu sevdiğimi söylemek isterdim.”, “Bu paraları yığmaktansa bir hayra vesile olsun isterdim.”demeyelim diye … Keşkelersiz bir hayat sürelim diye …
İnsanlığın en büyük meselesi ölüm ve sonrasıdır. Peki ya neden hiç ölüm üzerine araştırma yapmamış insanlara profesör diyoruz. Neden ölüm korkusu için “Yanınızda konuşan olursa susturun başka çare yok.” diyen birilerine kürsü veriyoruz. Neden okullarda, evlerde ölüm konuşmuyor ve onunla tanış olmuyoruz, neden onu salt kötü ilan edip güzel yüzünü görmek istemiyoruz.Neden neden neden…

Ölümün güzelliği karşısında soluğum kesiliyor. Ölüm benim için denizi izlemeye benziyor; haşmeti ve yüceliği karşısında kalbim heyecanla dolup, karnım karıncalanırken; bir çeşit huzur soluyorum. Tabi kendi ölümünü düşünmek kolay gelir insana ama sevdiklerini uğurlamak işte onun için bir deva yok sadece “Allah’tan geldik ve yine Ona döneceğiz. ” der susarım.
Şükür ki ölümümüz ile hasretler son bulacak. Sevdiklerimizi ölüme uğurlamış olsakta, bir süre bu emaneti gezdirip sonra onlara kavuşacağız.
Dünya cihetiyle onlara bir daha sarılamayacak olsakta tekrar sarılabilmenin bir çaresi var. “İnanmak!” sadece bu kadar. Ölüm ve ötesine inanmak. Sonsuzluğa inanmak.Yeter ki bu bedenin ihtiyaçları uğruna ruhumuzu susturmayalım. Yeter ki sadece ona inanalım.İşte o an tüm kayıplar, bulmaya dönüşecek . Hasret dolu kalpler, vuslata erecek.
Hem bir insanın yokluğunun acısı, varlığının güzelliğinden gelir. Onu sana nasip eden(cc) aldıysa ellerinden, sonsuza kadar vermek için aldı. Ve bu bir tek ölüm ile mümkün.
Bu acı baharatı yaşamımıza ekleyebilme duası ile…
Yazar: Aybüke Şimşek


Yorum bırakın